University of Michigan araştırmacıları, nöronların hasardan sonra çöküp çökmemesinin şeker metabolizmasıyla yakından bağlantılı olabileceğini gösterdi. Çalışmaya göre metabolizma değişimleri, DLK ve SARM1 gibi proteinler üzerinden geçici bir “savunma programı” başlatıp nörodejenerasyonu yavaşlatabiliyor. Bu bulgular, metabolizmayı hedefleyen yeni tedavi fikirlerine kapı aralıyor.
İnme, sarsıntı (concussion) ya da nörodejeneratif hastalıkların ardından nöronlar çoğu zaman kendini onaramıyor; özellikle de elektrik sinyallerini taşıyan uzun uzantılar olan aksonlar hızla işlevini yitirip parçalanabiliyor. Chicago Üniversitesi değil, University of Michigan ekibinin yeni çalışması ise bu çöküşün “kader” olmayabileceğini; hücrenin enerjiyi nasıl yönettiğinin sonucu belirleyebileceğini ortaya koyuyor.
Metabolizma nöronların kaderini değiştiriyor
Molecular Metabolism dergisinde yayımlanan araştırmada bilim insanları, meyve sineği modeliyle nöronların şeker kullanım biçimi ile dejenerasyona dayanıklılık arasında güçlü bir bağ buldu. Çarpıcı nokta şu: Şeker metabolizmasını azaltmak, sağlıklı nöronlarda yapısal bütünlüğü bozabilirken; nöron zaten yaralanmışsa aynı müdahale bu kez hücrenin iç “koruma programını” erken devreye sokup aksonların daha uzun süre dayanmasına yardım edebiliyor.
Ekip, bu yanıtın merkezinde iki molekülün öne çıktığını bildiriyor. Bunlardan ilki, nöronal hasarı algılayan bir sensör gibi çalışan DLK (dual leucine zipper kinase). İkincisi ise akson dejenerasyonuyla uzun süredir ilişkilendirilen SARM1. Bulgular, DLK tepkisinin SARM1’in davranışıyla sıkı biçimde bağlantılı olduğunu ve hücrenin “iç koşullarına” göre koruyucu veya yıkıcı sonuçlar doğurabildiğini düşündürüyor.
Araştırmaya göre kısa vadede DLK etkinliği artarken SARM1’in hareketinin baskılanması, aksonların bir süre daha “tutunmasını” sağlayabiliyor. Ancak bu denge kalıcı değil: DLK uzun süre aktif kaldığında, bu kez süreç tersine dönüyor ve ilerleyici nörodejenerasyonu hızlandıran bir role kayabiliyor.
Bu ikili doğa, DLK’yı hedefleyen olası tedavileri de zorlaştırıyor. Araştırmacılar, hastalığın ilerleyişini yavaşlatmak için “zararlı tarafı” baskılarken, aynı anda doğal savunma yanıtını destekleyen “yararlı tarafı” da engellememenin kritik olduğunu vurguluyor. Sonuç olarak çalışma, yalnızca hasarı bloke etmeye değil, beynin zaten devreye soktuğu koruyucu mekanizmaları doğru zamanda güçlendirmeye odaklanan yeni bir yaklaşım öneriyor.
Kaynaklar ve Bağlantılar:
- Molecular Metabolism (dergi)
- University of Michigan (kurum)
- National Institutes of Health (NIH)
- U.S. National Science Foundation (NSF)
- Rita Allen Foundation
- Klingenstein Fellowship in the Neurosciences














