İNCELEME

Yayın Tarihi: 31 Ağu 2015 | Tevfik Uyar

2

Bebeklerin Ahlâki Yaşamı, Paul Bloom

Bebeklerin Ahlâki Yaşamı, Paul Bloom

Bebeklerin Ahlâki Yaşamı, Paul Bloom

“Bizler iki ayağı üzerine doğrulmuş maymunlarız, gökten inmiş melekler değil”

Bebeklerin Ahlaki Yaşamı
iyiliğin ve kötülüğün kökenleri
Paul Bloom, çev: Ezgi Kardelen
Verita, 283 s.

İyilik ve kötülüğün ne olduğu tartışması ya da “neyin iyi, neyin kötü olduğunu nasıl biliyoruz?” sorusu meta-etik denilen alana girer. Yani ahlâkın ötesi… Peki beride ne var? “İyi olmak için ne yapmak gerekir?” sorusunun yanıtını da içeren, normatif ahlak. Yani bize ne yapmamız ve ne yapmamamız gerektiğini söyleyen kısım.

Bu kısmı iyi biliyoruz; nitekim önce aile, sonra okul, arkadaş çevresi, medya, okuduğumuz kitaplar. Bunların hepsi bize bir şekilde neyi yapmanın iyi ve neyi yapmanın kötü olduğunu anlatır: “İyilik” ve “Kötülük” kavramlarını inşa eden kültürdür ve toplumsallaşma dediğimiz şey de bu kültürün bize yerleştirilme sürecidir. Bu yüzden de her kültürde neyin iyi ve doğru olduğu birbirinden farklılık gösterebilir. Bu inceleme yazısıyla ele aldığım, Paul Bloom’a ait “Bebeklerin Ahlaki Yaşamı” adlı kitapta da yer verilen, Herodot’un aktardığı şu öykü bugün olduğu gibi geçmişte de (bundan 2500 yıl önce) iyilik ve kötülük hakkında kültürlerarası farklılıkların dikkat çekici olduğunu çok iyi anlatır:

Bir gün Pers kralı Darius, sarayında bulunan Yunanlıları huzuruna çağırır ve babalarının ölmüş bedenlerini yemeleri karşılığında ne istediklerini sorar. Yunanlılar kral dünyaları verse asla böyle bir şey yapmacaklarını söylerler. Bu defa Pers kralı huzuruna ebeveynlerinin ölmüş bedenlerini yiyen Hintli Callatiae kabilesinin insanlarını çağırır ve onlara da ölüleri yakmak için ne istediklerini sorar. Hintliler dehşetle çığlık atarlar ve böyle korkunç bir şeyin sözü dahi edilmemesi gerektiğini söylerler.

Herodot bu hikayeyi aktardıktan sonra “âdetlerin nelere kadir olduğu buradan anlaşılabilir” diye ilave eder. Peki… Madem ahlâk anlayışımızda kültürün etkisi bu kadar fazla… Acaba kültür dışında bir belirleyici yok mudur? Ahlâki yargılarımızda ve ahlâki davranışlarımızda biyolojik evrimimizin payı nedir?

Şüphesiz ahlâkı kültürden ayırmaya kalktığımızda karşımıza çıkan kavram, kültürlerden bağımsız bir ahlâk, yani “evrensel ahlâk” olur. Çünkü insanın ait olduğu kültürden bağımsız bir “iyi” ve “kötü” anlayışına sahip olduğunu söyler ve ortaya ahlâk felsefesinin en temel sorularından birisi olan “evrensel iyi ve evrensel kötü var mıdır?” çıkar. Böyle bir sorunun yanıtını bulmak için yapılacak en iyi şey henüz hiçbir kültüre maruz kalmamış olan bebeklerin incelenmesidir. İşte Paul Bloom’un incelediğim bu kitabı, bu temel sorgulayışın yanıtını arama sürecinde bebeklerle yapılan deneyler ve araştırmalardan örnekler vererek, onların da bir takım ahlâkî yargı ve davranışları olduğunu ortaya koyuyor.

Aslında bebekler konuşamadıklarından onlarla sağlıklı bir şekilde deney yapmak neredeyse imkânsızmış; ta ki 1980’lerde psikologlar bebeklerin göz hareketlerinden faydalanabileceklerini keşfedene kadar:

Bebeklerin bir kişiye ya da nesneye bakış süreleri onların algılarıyla ilgili pek çok ipucu sağlıyor. Zira bebekler ilginç buldukları şeylere uzun süreler bakıyor; bulmadıklarınaysa bakmıyor, baktıkları şeyi monoton bulurlarsa da bu defa sıkılarak başka yere bakıyor, gözlerini kaçırıyorlar. Yani bebekler bir şeye uzun süre bakıyorlarsa, o şeyle ilgileniyorlar demektir. Meselâ bebeklerin kedi ve köpek resimlerini birbirinden ayırt edip etmediklerini merak ediyorsanız yapmanız gereken şey şudur: Onlara kedilerden sıkılana kadar kedi resmi gösterirsiniz ve bu resimlere ilgisini kaybedene kadar devam edersiniz. Bebek sıkıldığında bir köpek resmi gösterirsiniz; eğer bebeğin ilgisi tekrar uyanırsa buradan yola çıkarak köpekler ve kedileri birbirinden ayırt edebildiğini anlarsınız. Yok eğer ilgisizlik devam ediyorsa, bebek için bir kedi ile bir köpeğin farkı yoktur demektir.

Bebeklerle ilgili ölçüm yapmanın bir diğer yolu da onların neye uzandığına bakmaktır. Bebekler hoşlandıkları nesneye ya da hoşlandıkları kişinin uzattığı bir ödüle uzanırlar. Eğer bu nesneler ya da kişiler arasında tercih yapmaları gerekirse hangisinden daha çok hoşlanmışlarsa ona uzanırlar.

Bloom, kitabında bakış süresi veya uzanma tercihleri gibi, bebeklerle deney yapmanın esaslarından ve yollarından bahsettikten sonra onların da bir takım ahlâki yargıları olduğuna yönelik kendisinin de tasarım ve uygulamasına iştirak ettiği bir takım deneyler aktarıyor. En belirgin olanı, bebeklerin yardım davranışını iyi, engelleme davranışını kötü olarak algıladıklarına dair olanlar. Bu deneylerde genelde bebeklere, bir nesnenin diğer bir nesneyi yokuş çıkarken veya dar bir yerden geçerken desteklediği ya da kösteklediği animasyonlar izletiliyor. Daha sonra bebeklere bu nesneler uzatıldığında hangisine uzandıklarına bakıyorlar. Bir başka yol da yardım edilen / kösteklenen nesnenin yardım edene veya köstekleyene yakınlaştığı yeni animasyonlar izletmek. Bebeklerin uzanma tercihlerinden ya da animasyonlardan her birine ne kadar süreyle baktıklarından bebeğin hangi davranışı takdir ettiği öğrenilmeye çalışılıyor. Çeşitli şekillerde çeşitli kerelerce yapılan bu deneyler bebeklerin yardımlaşmayı takdir ettiklerini, kösteklemeyi ise olumsuz algıladıklarını gösteriyor. Benzer başka bir deneyde yaşanılanları doğrudan Bloom’un sözleriyle aktarmak istiyorum (Bu deneyleri görmek isterseniz, yazı sonunda bir video mevcut):

“… bir yaşındaki bebek az önce, üç karakterden oluşan bir kukla gösterisi izlemişti. Ortadaki kukla, elindeki topu sağdaki kuklaya atmış, sağdaki de ona topu geri göndermişti. Daha sonra topu soldakine atmış, soldakiyse topu alıp kaçmıştı. Gösterinin sonunda “akıllı” kuklayla “yaramaz” kukla sahneden indirilip çocuğun önüne kondu. Her birinin önüne bir ödül yerleştirildi ve çocuğun bu ödüllerden birini kuklanın önünden almasına izin verildi. Tahmin edildiği üzere, ve deneye katılan bebeklerden pek çoğu gibi, bizim bebek de topu alıp kaçan “yaramaz” kuklanın önündeki ödülü aldı. Fakat bu yeterli değildi. Çocuk bir de uzanıp kuklanın kafasına vurdu.”

Bebeklerdeki empati yeteneklerini araştıran araştırmalardan da bahseden Bloom’dan bu anlamda öğrendiğim en tuhaf şey, bebeklerin banttan dinledikleri ağlama seslerine ağlayarak yanıt verdiği, ama daha tuhafı başka bebeklerin ağlama seslerine kendi seslerinden daha çok ağlayarak tepki vermeleriydi. Üstelik bebekler, kendilerinden başka bir bebeğin ağlama sesine şiddetli tepki verirken bilgisayarca oluşturulan bir ağlama sesine ya da şempanze yavrusunun ağlama seslerine fazla ağlamıyorlar. Bebeklerin yetişkinlerin duygu durumlarına nasıl tepki verdiklerine yönelik bazı bulgulardan da bahseden Bloom, annenin ya da babanın güya dizini vurup canının yandığı bir takım senaryolar karşısında bebeklerin nasıl davrandığını anlamaya çalışan araştırmalardan kız çocukların teskin etmeye erkek çocuklardan daha meyilli olduğu gibi cinsiyete bağlı farklar ortaya çıktığını aktarıyor.

Kitapta bebeklerin dil farklılıklarına ve hatta aksan farklılıklarına olumsuz tepkiler vermelerinden yola çıkarak “ötekiden kaçınma” kökenlerinin evrimsel olabileceğine yönelik bazı örnekler de veriliyor. Mesela psikolog Katherine Kinzler’in gerçekleştirdiği bir deneyde Boston ve Paris’teki on aylık bebekler test edilmiş, bebeklere İngilizce ve Fransızca konuşan iki kişi dinletilmiş ve sonrasında konuşmacılar bebeklere birer oyuncak uzatmıştır. Bostonlu bebekler İngilizce konuşan kişinin verdiği oyuncağa uzanırken Paris’te tersi gerçekleşmiştir. Benzer deneylerde on iki aylık çocukların kendisine uzatılan yiyeceklerde kendi dilini konuşan kişinin verdiğini tercih ettiği, iki yaşındaki çocukların yine kendi dilini konuşanın verdiği hediyeyi kabul ettiği ve beş yaşındaki çocukların arkadaş seçiminde aynı kriterleri kullandığı deneylerle ortaya konmuştur. Bloom’a göre sadece dil değil, aksan farklılıklarında bile aynı sonuçların çıkması çocukların tercihlerinin bir kısmının kültürel kimliklerle belirlendiğini ortaya koyuyor. Öte yandan yazara göre bazı başka deneylerle de ortaya çıkan gerçek şu: Ayrımcılık yapmaya hazır olarak doğsak da bunu nasıl yapacağımızı yine de çevremizden öğreniyoruz. Yani ırkçılık, milliyetçilik gibi akımlar biyolojiye indirgenemez. Bu akımlar nedeniyle yaptığımız çirkin davranışlarımızdan, savaşlardan ve soykırımlardan biz yetişkinler sorumluyuz çünkü bebekler bu duygularını nasıl kötü davranışlara dönüştüreceklerini bilmiyorlar. Hatta ve hatta bebeklerin adalet duygularının yetişkinlerden daha gelişmiş olduğunu söyleyebilmek için epey nedenimiz olduğunu gösteren bir takım deneylerden de yine kitapta bahsediliyor.

Kitabın adı dolayısıyla tüm kitap boyunca bilhassa bebekler ve çocuklarla yapılan deneylerle karşılaşacağımı düşünüyordum ama öyle olmadı. İkinci yarısında bebekler sahneden çıkıyor, yerini genel ahlâk felsefesi problemlerine bırakıyor. Fakat bu durum, kitabın ikinci yarısının okunmaya değer olmadığı anlamına gelmiyor: Bilakis, özenle seçilmiş örneklerle ahlâk kavramını okura iyiden iyiye sorgulatıyor. Mesela 500 TL’lik ayakkabınız ıslanmasın diye boğulan bir çocuğu kurtarmamakla hemen yarın sabah UNICEF’e 500 TL’lik bağış yapmamanızın ahlâki olarak hiçbir farkı olmadığı, farkın sadece psikolojik olduğu -yani gözden ırak olanın gönülen de ırak olduğu- fikrini iyiden iyiye sorguluyorsunuz. Thomas Aquinas’a atfedilen Çifte Etki Doktrini (birini öldürmek / daha ulvi amaçla birine istemeden zarar vermek / daha ulvi amaçla birine kasten zarar vermek arasındaki felsefi farklara yönelik öne sürülmüş kuram) kavramıyla veya  meşhur “tramvay” problemleriyle daha önce hiç karşılaşmadıysanız bu problemlerle kitabın ikinci yarısında tanışıyorsunuz.

Özetle, Bebeklerin Ahlâki Yaşamı, son derece kolay okunan, Türkçeye güzel çevrilmiş, okunmaya değer bir kitap. Özellikle de ahlâki yargı ve davranışlarımızdan hangilerinin kültürden, hangilerinin evrimsel süreçlerden kaynaklandığını merak ediyorsanız -daha doğrusu bunu sorgulamaya niyetliyseniz- bu kitap iyi bir başlangıç olabilir.

Kitabın Goodreads Profili:

https://www.goodreads.com/book/show/25804062-bebeklerin-ahlaki-ya-am?ac=1

Meraklısına Notlar

Bebeklerin yanlarında kendi dillerinde veya yabancı bir dil konuşulduğunda bakma süresi, uzanma, emzik emme hızları gibi tepkilerinin nasıl değiştiğine yönelik, Jacques Mehler ve ekibi tarafından yapılmış araştırma dizisine aşağıdan ulaşabilirsiniz:

http://moncerveaualecole.com/wp-content/uploads/2013/03/mehlerlambertz-precursorlggacquisitionnn-cognition1988.pdf

Bu da bebeklerin “yardım edeni” nötral birine, nötral olanı “köstekleyene” tercih ettiği ortaya koyan bir başka araştırma:

http://www.nature.com/nature/journal/v450/n7169/full/nature06288.html

Videolar:

Yazıda bahsettiğim yokuşta destekleme ya da top oyunu deneylerini aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz:

Ben henüz izlemedim ama yazarlarımızdan Emre Yağlı’nın önerdiği, kitabın yazarı Paul Bloom’un eşinin “Ayrımcı Bebek: Erken Sosyal Yargılar ve İyilikle Kötülüğün Kökenleri” başlıklı konuşması aşağıdaki adreste mevcut:

 

 

 

Etiketler: , , , , ,


Yazar

İTÜ Uçak Mühendisliği ve İstanbul Kültür Üniversitesi İşletme Yönetimi Yüksek Lisans mezunudur. Organizasyonel davranış ve örgüt psikolojisi üzerine çalışmıştır. Aynı sahada doktora eğitimine devam eden Uyar, sosyoloji lisans öğrencisidir ve bilimkurgu öyküler yazmaktadır. / Google






2 Responses to Bebeklerin Ahlâki Yaşamı, Paul Bloom

  1. Armut dibine düşer atasözünde anlatılmak istendiği gibi cocuklar ailerinden ve cevrelerinden etkilenerek onların izinde büyürler

Yorum yapın (Facebook, Twitter gibi hesaplarınız geçerlidir.)

Back to Top ↑
  • RSS Bağlantısı

  • Facebook

  • Reklam Alanı

  • E-POSTA LİSTESİ

    Yeni bir yayınımız yayımlandığında e-posta yoluyla haberdar olmak için adresinizi bu alana girin.

    Diğer 892 aboneye katılın

  • Hızlı Takvim

    Ağustos 2015
    P S Ç P C C P
    « Tem   Kas »
     12
    3456789
    10111213141516
    17181920212223
    24252627282930
    31